‘Geldim, gördüm, yazdım’

31-12-2012



‘Geldim, gördüm, yazdım. II.’
 
II.
Dağlı Karabağ-Türk Dünyası’nın Ortak Problemi, ona hepimiz sahip çıkalım’
Bakü’nün merkezi ve en işlek yeri olan İçeri Şehrin yanındakı ‘Bulvar’ adlı yerdeki bir binada   tam adına yakışır Azerbaycan Atatürk Merkezi ‘ne geldik. Burada çok güzel   mimarisiyle ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulma döneminde yapılan yüksek süslü tavanı ve yuvarlak yapısı tam bir Meclis havasını veren salonda    “Karabağ-Türk Dünyası’nın Ortak Problemi” Uluslararası Konferansı düzenlenecekti.
Azerbaycan'da, Atatürk Merkezi, TİKA, TÜSİAB, Avrasya Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü SB, Azerbaycan Cumhuriyeti Gençlik Yardım Vakfı, ATHEM ile ortaklık içinde 12 Türk Devlet ve Topluluğundan (Türkiye, Türkmenistan, Bulgaristan, Romanya, Makedonya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Gagauz Yeri - Moldova, Başkurdistan-RF, Kırım-Ukrayna, Kerkük-Irak) 16 genç yazar ve gazeteci Azerbaycan'da bu anlamlı salonda yer aldık.
Basının karşısında açılışı yapan  Azerbaycan milletvekili Sn. Ganira Paşayeva, konuşmasında;
“Bugün Türk Dünyası’nın her yerinden yazarların Bakü’ye gelmesi ve Azerbaycan Türklerine sahip çıkmanızdan dolayı sizleri kutluyorum. Sizlere Azerbaycan topraklarına hoş geldiniz sefalar getirdiniz diyorumdiye konuşmasını şöyle devam etti, “Türk Dünyası’ndan gelen yazarların yeni bir bin yılın başında Azerbaycan'da toplanması çok anlamlıdır. Biz Türkler - dostluk ve sevgi hareketiyiz. Bizler tarih boyunca kendi kültürümüzün kıymetini pek bilmedik. Şimdi Türk ülkeleri istiklallerine kavuşuyor. İstiklalin korunması milli ve manevi güçlerin kuvvetlenmesine bağlıdır. Amacı Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ Problemi’nin Türk Dünyası’nın ortak problemi haline getirmek ve buraya gelen yazarların dili ile dünya kamuoyuna duyurmak olan bu toplantı, eminim ki, büyük sonuçlar doğuracak ve haklı Karabağ meselemizi Türklerin gözlemleriyle dünyaya yansıtılacaktır. İşte değerli gençler bu gün TÜRK BİRLİĞİNE, Turan’a  ne kadar ihtiyaç olduğunu bir kez daha ortaya çıkmıştır.” dedi.
 Bu anlamlı girişten sonra Dünya Türk Genç Yazarlar Birliği Başkanı Ekber Goşalı , "Geldim, Gördüm, Yazdım" adlı  projenin önemini  anlattı ve  misafir yazar ve gazetecilerin ülkelerine döndükten sonra Karabağ konusunda kaleme alacakları yazıların kitapta toplanacağını ifade etti. ‘Biz, sizlerle daha da güçlüyüz. Azerbaycan halkına yapılan zulmu sizin gördükleriniz ve yazacaklarınızla dünya gerçekleri görecek. Biz sizi katiyen yönlendirmeyeceyiz, biz sizi savaşın olduğu bölgelere götereceğiz ve siz kendi gözünüzle ne görecekseniz onu yazınız, gerçekleri kalemlerinize alınız’ diye vurguladı.
Bu konferansta ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Bakü Büyükelçiliği Kültür Müşaviri Seyit Ahmet Arslan, KKTC Bakü Temsilcisi Sadettin Topukçu, TUSİAB Başkanı Murat Bakır, Türk Cumhuriyetleri ve topluluklarından Türkiye, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Bulgaristan, Romanya, Kırım, Makedonya ve Irak’tan gelen temsilciler birer konuşma yaptılar. Her biri de konuşmasında bu toplantının anlamını belirtirken kendi ülkelerindeki yaşantılarla bağlamaya çalıştı. Konuşma sırası bana geldiğinde içim Azerbaycan’ın Kür çayı gibi kükremişti, söyleyecek sözlerime kelimeler bile yetersiz kalıyordu., çok doluydum. Yine de gözlerimin karşısında o 1990 yılında Ocak ayı günleri ve meydan vardı. O dönemde yabancılarla birlikte ve beşinci katta Gagauz talebelerin yerleştiği, 1- 4 katlarda ise azerbaycanlı erkek öğrencilerinin kaldıkları 5 Yabancılar Talebe Yurdu aklımdaydı. Ve dışarı çıkma yasağı olan saatte Azerbaycanlı kardeşlerimizin odalarında  rus askerlerin el bombalarını didik didik aramaları ve bulduklarında  o şahıslardan bir daha haber alamıyacağımızın farkındalığı , bu nedenle herşeyi göze alıp o çantayla el bombalarını kendi odamda saklamam ve buna benzer bir sürü olaylar hem  beni o günlere götürmüştü hem de oradakı dostlarımla paylaşmama neden olmuştu. Konuşmamın sonunda ise şunu belirttim:
‘Sevgili kankardeşlerimiz. Bugün ne yazık ki biz birbirimizi tanıyoruz,  fakat birbirimizden haberdar değiliz. Dünyaya yalan dolan ve kanıtı olmayan delillerle dolaşan Ermeniler herkezi Türkler’in kendilerine yaptıkları soykırımla inandırmaya çalışırken bu konu üzerine, onların en yakın dostu sayılan Rusya’dan Rus asıllı ve Çar Rusya tarafından Kafkasya’ya gönderilen  V.Veliçko’nun 1900 yılında ‘Kafkaz’ adlı eserinden herhalde bihaberdirler... Bu ‘soykırım’ olayını ve Ermeniler’in bunu dünyaya ne şekliyle sunduklarını yüz yıl önce bu zat yazmıştır..  
Biz dünyaya sesimizi duyurmanın yanısıra, birbirimizin tarihini ve bu tarihteki acı olayları da bilmek zorundayız. ‘Dost kara günde tanınır’. Kaçımız  1940 -1945 yıllar arasında Gagauzlar’da yaşanan aaçlık kurbanlarından haberdar? Kaçımız Bulgaristan Türkleri’ne yapılan vahşetlerin tam gerçeklerini araştırmış veya 30 yıl önceki Kazakistan’daki talebelerin isyanındakı sonuçlarını bilmekte?. Ne yazık ki bugun Dağlı Karabağ sorunu dünya trajedisinde en önemli sırada bulunması gerekirken  dünya susmakta... Demek ki bu görev bize düşmektedir..’
Milliytçilik bu olsa gerek!
Halkına, yaşadığın değerlere hizmet etmek istiyorsan, illa ki büyük ve görkemli ofisler kiralaman veya inşaa etmen , yüksek kürsülerde sürekli bulunman ve sırf gösteriş olsun diye de konuşma yapman da lüzumsuz. Yetek ki o alev içinde yansın, ‘Allah her zaman sana doğru yolu gösterir ve yanında olur!’
Bakü’de bulunduğumuz ikinci gün, bizim için hususi tahsis edilen otobüs akşam üzere bir Otobüs Garına götürdü. Bizi güler yüzlü ve bir adam karşıladı. Ekber Goşalı bizlere:’ Arkadaşlar, sizi ATHEM (Azerbaycan ve diğer Türkdilli Halkların Emektaşlık Merkezi) Başkanı sayın İlham İsmail ile tanıştırayım’ diye kısa bir giriş yaptı. Otobüs  firma sahibi olan bu şahsın ofisi  üç küçük odadan ibaret ve duvarlar ise bu Merkezin bugüne kadar yapmış olduğu hizmetler ile süslüydü. İlham Bey bize Azerbaycan’nın sesini tüm dünyaya duyurmaya çalıştıklarını anlatırken duvarlarda asılı olan azerbaycan gerçeğini anlatan toplantılar bunun bir kanıtıydı. Bize verilen kitaplar ve broşürler de buna bir anlatıcı destekti. Bizlerin onuruna Ilham Beyın tarafından verilen yemek ise tam Bakü’yü sankı avucunun içine almış bir tepede bulunmaktaydı. Burası firmanın yemekhanesiydi. Kalın muşambadan yapılmış olan bu odada baş duvarda ATHEM’in amblemi ve Tüm türk Dünyası bayraklarından süslü bir kompozisyon vardı. Ev sahibi sofraya oturmadan önce de şunu dedi: ‘ Kardeşlerım, ben sizi Bakü’nün en güzel restoranında ağırlamayı düşündüm, fakat daha sonra bu fikrimden vazgeçtim. Siz o restoranların şatafatlılığını görürdünüz, fakat bizi, gerçek Azerbaycan’ı, türklüğümüzü göremezdiniz. Bu nedenle sizi kendi evimde ve adına ‘Otağ’ verdiğim bu mekanda misafir ettim.’
O akşam yemeğinde herkez yürek sözlerini sofrada söylemenin yanısıra Azerbaycan’ın 1990 yıllarında kurulan ve hiç yılmadan tüm Türk Dünyası’nda çok populen olan ‘Turan’ programına vermiş olduğu müsahibeler oldu. Bu programın kurucusu ve hazırlayanı  Türk Dünyası’nda tanınan ve sevilen Zernişan hanımdı. Onu herkez ismiyle tanır! Güler yüzlü ve gerçek bir Türk sevdalısı olan, orta boylu, çok zarif ve güler yüzlü bu kadını ben Bakü’deki talebe yılarımdan beri tanırdım. İlk defa Gagauzlar’ı programında o tanıtmıştı! Benim de onun programda ilk çıkışım olmuştu. O günden bugüne her görüşmemizde onunla konuşur, programına Gagauzlar ile ilgili müsahibe veriyordum.
 Bakü’de bulunduğumuz gün daha bir  çok önemli toplantıya katılmış olduk: ‘ Geçmişten Günümüze Azerbaycan ve Türkiye’de Vakıf Geleneği ‘Kardeş Yardımı’ Uluslararası Sempozyumu. Bu etkinlik Azerbaycan Diller Enstitüsü’nde TIKA, Azerbaycan Respublikası Gençlik Yardım Vakfı ve diğer kuruluşlar tarafından organize edilmiştir. Bu etkinlikte konuşan konuşmacılar Azerbaycan-Türkiye dostluğunun önemini vurgularken bunun kadim zamanlardan başladığını ve günümüzde de en yüksek seviyede devam ettiğini bildirdiler. Hatta son dönemlerde sınırların açılması ve televizyonun uydu şekliyle yayımlanması sonuçu Azerbaycan dilinden gittikçe ödünçleme şekliyle girmiş ve dilde kullanılan farsça ve arapça sözlerin yerine yavaş yavaş Türkiye Türkçesi’nde kullanılan ve Azerbaycan Türkçesi’nde unutulmaya yüz tutmuş asıl Türkçe sözlerinin dillerine geri dönmeleri de vurgulandı. Bu ve diğer örnekler Sovyet öncesi basılan ‘Kardeş Yardımı’ adlı kitapta da dile getirildiği de belirtilmiştir. Burada  konuşma yapan Azerbaycan Yazarlar Birliği Anar 1999 yılında tarafınca hazırlanmış ‘Min beş yüz ilin Oguz şeiri’ adlı eserin ilk defa Bakü’de basıldığını ve bu eserin Türkçe’ye aktarılması tavsıye etti. Buradaki konuşmaları duydukça  bir defa daha içimden bir ah geçirdim:’ Ne mutlu ki iki Türk halkın devletleri var, her yerde ana dilinde konuşabiliyor, kimseye muhtac değiller, serbestler, gururlular..!’
 Fakat anlamadığım da bir konuya değinmeden duramam. Türk Dünyasında diğer Türt Toplulukları’nın arasında en fazla sıkı ve bizlere kardeşliğinin gerçek örneğini sunan Azerbaycan nasıl olur da Türkiye’ye vize uygular??  Azerbaycan’a gelen sıradan vatandaşlar kardeşlerinin evine gelmek için vize uyguluyorlar...buna benim aklım ermedi..
 
Asırlarca ayrı yaşasak da biz Türk ağacın dallarıyız.
Ertesi gün son model otobüsle Tovuz iline yola koyulduk. Tovuza gitmek nerdeyse Azerbaycan’ın tamamını geçmek demektir, çünkü yol üzerinde birçok köy ve ünlü şehirler bulunmaktaydı.
Ben, özellikle 1990 yıldan beri Azerbaycan’ın Kazah ve Tovuz ilini çok merak ederdim. Sebebi ise, Türkoloji aleminde isim yapmış ve türk halklarını araştırmaya Gagauzlar’ı Azerbaycan’a tanıtmakla başlamış olan Doç.Dr.Güllü Yologlu’nun Kazah’tan olmasıdır. Gagauzlar kendisini çok sever.Kendisi Gagauzlar’ı Azerbaycan’a tanıtmakla kalmamış zamanında benım için de bir abla, bir rehber, çalışkan, Türk dünyasına sevgisini mertçe aksettiren ve biraz da erkek karakteri ile tanınan bir insandı. Onun keskin kalemi ise bilim ve basım aleminde birçoğuna keskin kılıç gibi görünmekte.
 Bu bölgenin konuşması ise tıpkı benim köyümde ve Gagauz gramerinde ‘Komrat- Çadır lehçesi’ çok yakındır. Ve Baku’de okurken ve kendi talebeler kendi aramızda gagauzca konuşurken bazen bize sıradan halk sorduğunda ‘ay cavanlar, siz haradansız? Biz de şakayle karışık ‘ Kazahtanıg veya Tovuzdanıg’ diye cevap verirdik. ‘Biz de danışanda  ‘geleriz, gideriz’ diye danışırıg dana’ dediğimizde soranlar şaşkın şaşkın bakıyorlardı. Yanı ben bir nevi ikinci yurt dediğim evime gidiyordum.
Şunu da belirteyim ki, ilk Bakiya bastığım andan itibaren çok hoşuma giden bir husus gözüme çarptı  – o da yolların düzgün olması. Eski Sovyetler’in en büyük problemi düzgün olmayan yollar her zaman burada yaşayan insanın adeta bir bitmez acısı haline gelmişti, araba sürücülerin ise kanayan yarasıdır. Ben, ilk defa yolların cam gibi düzgün ve bakımlı olmasını ve yollarda erkeklerin arabanın altına yatıp da tamir etmenin yerine,  yolları  kontrol eden ve  sürekli yol boyunca karşımıza çıkan çekiçli arabalarının gezdiğini 1993 yılında Türkiye’de görmüştüm . O an içimde şunu düşünmüştüm:’ Tabii ki bu tür güzel ve bakımlı yollarda bir kadına araba sürmek zor değil ki? Benim, bu ülkede kadınların arabala sürdüklerine şaşmamak gerekir demek’. Zira çok sıklıkla kadınların da araba sürdüklerini gördükçe çok tuhafıma gidiyordu. Sovyet döneminde kadınların araba sürmesi çok nadir görünen bir olaydı, zira bu erkek işi diye sayılmaktaydı. Fakat, sistem nedense kadın erkek eşitliğini illa ki erkek mesleği sayılan mesleklere kadınları da teşfik etmeye çalışmaları ve bunun sonucu sıkça rastlanan kadın tramvay sürücüsü, inşaatta badana boya yapan, vinç arabasında çalışan, sokakları süpüren, kapıcılık, bekçilik vs. zor mesleklerde çalışan  mesleklerde kadınların çalışması kadın mesleği gözüyle bakılıyordu.
 Şimdi ise Azerbaycan’ın tüm yollarını gördükten sonra genç kızlardan olgun kadınlara kadar araba sürdüklerine artık şaşmıyordum. Yolların kenarlarında ise su kanalların çekildiğini ve devlet emri üzerine en geç iki yıla kadar tüm Azerbaycan’ın ana yollarında ağaç dikilme emrinin verildiğini yerli dostlarımızdan öğrendik ve  sürekli yol boyunca su kanalların yapıldığına tanıklık ettik. Köylere vardığımızda ise benim memleketimde ve özellikle Moldova ve Ukrayna’ın tüm köylerinde yama üzerine yama ve küçük çukurcuklarla dolu yollara hiç rastlamadık. Köylerde yol yapılmayan yerde bile çok büyük bir titizlikle çakıl döşenmişti.
Herbir halkın folklorunda mutlaka kısa fıkramsı deyimler vardır. Gagauzlar da kendi aralarında kendileri hakkında şunu hep derler: ‘ diğer halkların arasından Gagauz’u tanımak istersen , ilk önce onun evin yanında taş, çakıl, karılmış çamur var mı diye dikkatçe bir bak? Eğer varsa mutlaka bu Gagauz’un evidir..!’ Şimdi yol boyunca gördüm ki bu söz tüm türk dünyasına aittir, çünkü köylerdeki çoğu iki katlı taştan evler sürekli inşaat halinde ve evlerin yanında da bir yiğın taş duruyordu...Türk topluluklarından arkadaşlarım da benimle aynı fikirdeydiler ve hepsi sanki bir ağızdan, yol boyunca ‘ azerbaycanlılar da belli ki bizim gibi ömürlerini inşaatla geçiriyorlar. Biz avrupalılar gibi tatile çıkmayız, hep parayı sıkarız... ama elimize birkaç kuruş geçti mi hemen evimize yatırım yaparız. Bir yerlerini yıkar  diğer yerini inşaa etmeye başlarız . hiç işsiz kalamayız ki’..
 
Devam edecek..
 
 
 
 
back

Add comments:

Input code from image:


Added comments



e-mail 11/07/2014 00:19
 
-1' 11/07/2014 00:19
 
back
Gagauzlar.md