Metin: derleyen ve anlatan arasında iletişim ve ağıtlardaki uygulama

12-07-2009
Metin: derleyen ve anlatan arasında iletişim ve ağıtlardaki uygulama
Doç.Dr.Fedora ARNAUT
(hakemli dergi Folklor-Edebiyat 2008 Kasim ayinda basildi)

Anahtar kelimeler: Folklor, metin, metin dışı derleme, derleyici, yöntem.
 
At the same time the Folklore communication is considered to be the communication between people. A teller or a türkücü (the person who says the national Turkish songs), who provides his songs to a listener, with the purpose of reaching the listeners’ mind quicker, tries to find the code which is the language close to the local dialects, the lyrical stereotype system, traditional topics, customs and traditions etc. 
Lamentation as a type of the gagauz oral tradition was not investigated in a sufficient measure. Like all the improvisational texts this type of the gagauz folklore tested large changes. When we are speaking about lamentation the research of its texts is also very important. 
The main topics used in Lamentations are a death of the close relative, an incurable illness of someone, the death during the war or after the failure etc.
The results which appear from the text and inter text method investigation of Lamentations brought the novelty in researching the gagauz oral literature. 


Derleme sırasında karşımıza çıkan problemler çoğu kez bizi çeşitli zorluklarla karşı karşıya bırakır. Tören yerinde derleme yapmak bazan canlı iletişimin fırsatı diye sayılırken metin derleme metodları her zaman istenilen sonuçları vermez. Bu nedenle metin ve metin dışı derlemeler kendi içerisinde farklı yaklaşımları ile çeşitli uygulamaları da beraberinde getirir. Özellikle yas merasimlerindeki ağıt metinlerinde bu tür zorluklar daha belirgindir.  
Folklor iletişimi- direkt ve aynı zamanda insandan insana sözlü iletişim olarak sayılır . Metni dile getiren anlatıcı veya türkü söyleyen şahıs direkt dinleyiciye hedeflenmekte ve söyleyenin –dinleyenin arasında bir şifre oluşturmakta- doğal bir dil, şiirsel stereotip sistemi, geleneksel konular, geleneksel anane normları vd.
Bazan dinleyiciye hedeflenmek ters açıdan da tesir edebilir. Bunun nedeni ve de tesiri ise anlatıcının, metnin çeşitli varyasyonlarını kullanması olarak algılanabilir. Anlatıcı, metni dinleyicinin tepkisine göre uyguluyor olabilir. (dinleyici sayısına, onların folklor bilgilerine ve icraatın yapıldığı duruma göre vs.) Elbet bu durumda tepkinin farklı yankıları kaçınılmazdır.
Fakat, bunun yanısıra önemli maddelerden biri – anlatıcı ile folklor derleyicisi arasındaki diyalog, ki bu şu iki madde şeklinde toplanabilir:
1. Anlatıcı ve derleyen arasında diyalog
2. Derleyicinin metin derleme sırasında kullandığı yöntemler. 
Sözlü halk edebiyatında diyalog, malzeme türlerinin çeşidine , anlatıcının bilgilerine, o anki durumuna, tecrübesine, hafıza güçlülüğüne göre vd. diğer faktörlere bağlı olurken, aynı zamanda dinleyici durumunda olan derleyenin anlatıcıyı derleme çalışması yapmadan önce hazırlaması (uygun ortamı olması, ön görüşme yapması, soruların direkt konuyla ilgili olması, anlatıcıyı fazla yormamak için önceden verimli bir plan yapması ve konuları sırasına göre sınıflandırması vd.) önemli etkenlerin arasında yer almaktadır. Bu yaklaşım birçok sözlü halk edebiyatı türleri için geçerlidir. 
 Konumuz olan ağıtlarda (Gagauz dilinde – dizmekler) bu uygulamayı görmek hayli zordur. K. Çistov metnin yazıya geçirilme esnasında icra edilmesini “yazıya geçirme şartları, tıpkı derleyenin olmadığı esnada anlatıcının metni icra etmesi, çeşitli türlere farklı şekilde tesir edebilir” ifadeleri ile açıklığa kavuşturur. Gagauz sözlü edebiyatında günümüze kadar fazla üzerinde durulmayan ve türkülerin içerisine dahil edilen ağıtlar irticali tür şeklinde devamlı değişikliğe uğramaktadır.. Bu incelemede yöntemsel bir yaklaşımda bulunacağımız tabiidir. Çünkü konu ağıtlar olunca “metin” de ek çalışmayı kendi içerisinde getirmektedir.
Yöntemsel incelemeye geçmeden önce bildirmeliyiz ki, yıllarca halkın arasında derlenen ve çeşitli yazılı ve sözlü kaynaklarda yer alan ağıtlar metin olarak yer almış, fakat tam bir tanıma tabi tutulmamıştır. Bu nedenle ağıtın kısaca tanımını vermekte yarar vardır. 
Ağıtlar (yunanca. epikḗleion mélos, latince ise naenia) gagauz dilinde dizmäk, sıralamak anlamını içermektedir. Ağıtlar, üzüntüyü dile getiren ve çeşitli ayrılık sebeplerinden dolayı yakılan bir türdür. Genellikle konusu ölüm olan ağıtlar “acı ihtiva eden her konuda ortaya konulmuş şiirler” dir. Yakın kişilerin ölümü, bir kimsenin amansız bir hastalığa tutulması, askerde veya savaşta askerlerin ölmesi, kaza sonucu ölüm veya sakatlığın vuku bulması, afet veya buna benzer olayların cereyan etmesi ağıtları oluşturmaktadır. Ağıtlar ölüm törenleri veya ölümden sonra ya da önceki durumlarda yaratılmaktadır. Ezgileri ve sözleri düzenli ve düzensizdir. Gagauz ağıtları gerek ağıt yakan ( dizän, sıralayan) kişi tarafından veya akrabaların, ya da iyi bir türkücü tarafından ölüm sırasında veya ölümden sonra dizilmektedir (dile getirilmekte). İlginç olan odur ki, bu metinlerin bazıları bazan neşeli ortamlarda; çocuk kutlamalarında (punuda, kumatreya, pita, ballı pita vs) bazan da düğünün üçüncü günü (yemiş veya tatlı rakı ) nde veya başka bir eğlencenin geç saatlerinde ve genellikle büyük yaşta insanların olduğu ortamlarda dile getirilmektedir. 
  Anlatıcının anlatma performansını ölçecek olursak anlatıcı bir yandan ağıtların yakılmasını dile getirirken o anda duymuş olduğu metinden ziyade, o anki kareketler ile duygusallığın karıştığı anı da icra etmesi ustalığına sahip olması gerekir. “ Ağıtların yakılması- varolan ve geleneksel sayılabilen metnin yeniden dile getirilmesinden ziyade , “yeni” metnin geleneksel kurallar çerçevesinde oluşturulması ve gelenekler çerçevesinde yoğunlaşan sözlü stereotiplerin ( loci communes) kullanılması” demektir. 
Ölümle ilgili ağıt metinleri konu bakımından (ölüm) her ne kadar aynılık sergilese de aynı metnin çeşitliliği olarak değil de konu benzerliği açısından dile getirilmesi şarttır. 
Ağıtlardaki ikinci bir husus ise metin dışı bağlantıların gücüdür. Törensel ritüel metinler genellikle törenin bir parçası olduğu için tüm anlamı ve sembolleri ile buna uygundur. Buradaki anlam güncel hayatta varolan metinlerden farklandırılır ve de kendi özelliğini koruyup dinleyicinin dikkatini çeker.  
Ağıtlarda metin dışı bağlantılar güçlü bir şekilde kendi yerini korumaktadır. Onlar yas törenleri sırasında oluşur ve de trajik bir olay sonucu; çevreden bir kişinin veya yakın bir akrabanın ölmesi ve onun defnedilmesi ile sonuçlanır. Tören Gagauzlar’ın arasında birçok açıdan çeşitli ritüellere bağlıdır. Tüm tören sırasında üzüntülü bir hava hakimdir. Bu arada anlatıcının ( ölen kişinin en yakın akrabası ölünün üzerinde ağıt yakması) hüzünlü durumu çözmek için dile getirdiği sözler, oradaki ortamı az da olsa rahatlatır ve insanlar bir yandan kendi hüzünlerini ağlayarak aktarırken, diğer yandan anlatıcıyı (ağıt yakanı) dinlemekte olurlar. Bu tür durumlarda hem törensel gelenekler hem de insanın iç dünyası ( şahsın ölüm sebebi, yakınların bundan sonraki yaşamlarındaki değişiklikler , geleceğe bakışları, ölen kişinin hayattayken yaptığı olumlu işler) biribiri ile karışıp dışarıya yansıtılmaktadır.
Bu durumda derleyici için en zor durumlardan biri bu tür ortamda malzemenin derlenmesidir. Metnin ve derleyenin arasında direkt bağlantı adeta mümkün değildir. Bir yandan birçok ritüelden oluşan yas (cenaze) töreni, diğer yandan her zaman iyi bir profesyonel olmayan anlatıcı bu engelleri de beraberinde getirmektedir. 
Bu nedenle “ Eski dönemlerde Gagauzlar’ın da arasında önemli, halkın arasında saygınlığı olan bir şahıs ölen kişinin evine davet edilir ve onun hayatı hakkında “dizmekler” söyler. Davet edilen bu kişinin halk arasındaki adı “türkücü” dür. Eğer “türkücü” “bu kişi hakkında bilgi sahibi değilse, (bazen bu kişiler başka köyden de davet edilir), ilk önce ölen kişi hakkında bilgi edinir, yakın akrabaları ile konuşur, ölen kişinin karakterini, ailesine davranışını, önemli hobilerini ve yakınların akıllarında kalan güzel bir anısını öğrenir. Daha sonra da “türkücü” ölü hakkında ağıt yakarken bunları dile getirir ve orada bulunanları böylece daha da üzüntü dolu heyecana götürür” . 
Bu durumda akla gelen yöntemlerin en doğrusu da tören esnasında ya bir deftere yazmak veya elektro-kültür ortamında sesli kayıt cihazına kaydetmek gerekliliği vardır. Fakat, diğer türlere benzemeyen ve yukarıda da belirttiğimiz gibi yazılması adeta mümkün olmayan ağıtların kayda geçişi bayağı zordur. Derleyen kişinin, kalem defterle veya sesli kayıt cihazı ile ölen kişinin yanına yakınlaşıp ve onun tabutu yanında ağıt yakan kişi veya kişilerin söylediği metni yazması mümkün değildir. 
Burada başka bir yol kalıyor, o da cenaze töreni dışında anlatıcıdan (ağıt yakan şahıstan) tören sırasında söylenen ağıdın tekrarını istemek. Bu durumda ağıt yakan şahsın tören sırasında ve o anki duygusallık içinde söylediği dizeleri tekrarlaması adeta mümkün olmuyor, bu nedenle anlatıcının çok büyük usta olması şarttır. Yeniden o havaya girmek ya da kelime kelimesine her şeyi hatırlamak imkânsızdır. 
Günümüze kadar derlenen örneklerde gagauz ağıtların varolduğunu, cenazelerde söylendiğini, gerek kişisel arşivimizden, gerekse M.Durbaylo’nun derlemelerinden öğreniyoruz. Bu tür derlemeler sonucu şu metin tablo karşımıza çıkar: 
Derlenen metin örnekleri konu (üzüntü, acı) bakımından benzerlik diye düşünülse de ( ölüm) olayların farklılığı mevcuttur;
Derlenen metinler, genellikle ilk başta ölen şahıs için yakınların ağıt yakması ile oluşur, daha sonra ise usta ağıtçı veya türkücü tarafından irticali becerisini de katıp türkü şekline dönüşür. 
Ölen şahsın yakınlarından birisinin ölen kişi hakkında öldükten sonra 9. ve 40. günü veya 6 ay, bir yıl gibi definden sonra verilen anma yemeklerinde oluşturduğu metin.

Bu tür metinleri derlemek metin dışı örneklere nazaran daha kolaydır. Gerçi derleme sırasında iki defa aynı mısrayı sormak çok zordur, anlatıcı tam hüzünlü transa girip de yeniden aynı mısrayı tekrarlaması sonucu karıştırabilir veya bu konuda çok zaman da bilgi vermek bile istemez. İlk önce anlatıcı tam o hüzünlü havaya girmek için tüm detayları ile kendi duygularını yoğun bir biçimde dile getirir, ölen şahıs hakkında anılarını anlatır, rahmetliyi över, daha sonra da tam havaya girdiyse oluşturduğu bir hüzünlü melodi eşliğinde olayı anlatmaya başlar. Diğer yandan ise bazı durumlarda direkt konuya girilir, olayın meydana gelişi ve de bu esnada çekilen acılar ölenin adından anlatılır. 
Bazan da hazırlık safhası olayın meydana gelmesi temelini oluşturur. “Cuma ertesi” ağıtında olaya geçilmeden önce hazırlık safhası vardır. Olay şöyle oluşur: İlk önce Donka adında gagauz kadının Cumartesi günü derede yünleri yıkaması için annesinden kendisine hazırlık görmesini rica etmesi ile başlar. Fakat, günün daha verimli geçmesi düşüncesi genç kadını rahat bırakmaz ve kolhoza (kollektif çalışma yeri) geç kaldığını görüp evde varolan diğer işlere yönelir. Bu giriş asıl olayın dile getirilmesi için bir hazırlık safhasıdır. Daha sonra asıl olaya geçilir. Donka felaketin olduğu “topraklık “ diye adlandırılan yere üç akraba kadınla gider. Burada üçü birlikte evi sıvamak için kullanılacak toprağı kazanlara doldurarak çıkarmaya başlarlar. Zina adında genç gagauz kadını kuyunun dışındaki üç kadın ise içinde toprağı çıkarırken, diğer yandan ise topraklığın bir köşesinden de toprağı kazmaya devam etmektedirler. Yirminci kazanı çıkarırken aniden bu oluşan kuyunun çökmesi sonucu üçü de toprağın altında kalırlar. Zina adında kadın yardım aramaya gider ve toprağın altında kalan şahısların akraba olduklarını ve isimlerini ağlayarak feryad içinde söylemeye başlar. Bu tür örneklerde hazırlık safhası ile olayın oluşu gözlemlenmekte. Bu ve buna benzer örnekler olayın sonrasında ağıta dönüşmüş ve metin bir türkücü tarafından dile getirilmiştir.  


Bazı örneklerde ise ölen kişinin adıyla metin dinleyiciye intikal eder. Bu tür örneklerde olayın anlatışından ziyade demeçler önemlidir “ Draginku gider mezarlaa” örneğinde ölen genç gelin akrabalarına demeci kocasının kardeşi ile gerçekleşir. Genç gelin kaval çalan delikanlıya hayatta olan sevdiklerini sorar ve ağıt dialog şeklinde geçer. Teker teker sorması sonucu delikanlının dürüstçe cevap vermesi üzüntülü bir hava yaratsa da genç gelinin en fazla oğluna hasreti ağıdın son cümlesini oluşturur. 
“-soreyım, draginkum, soreyım
Näbêr benim o evlatçıım?
-aşaakı pençeredä oturêr,
Gelänä-geçänä “ mamu (ana)” deer”. 
Metinler genellikle kısa olmakla beraber daha uzun olanları da vardır. Anlatım yerine ve de mekâna, o anki anlatıcının duygusal ve de profesyonel anlatım tarzına göre mısralar bazan tekrarlanabilir veya arada bir kelimeler yerini değiştirir, uzunluk veya kısalık ona göre ayarlanabilir. 
Sonuç olarak belirtmeliyiz ki, cenaze (yas) töreni sırasında metin dışı derleme uygulaması her zaman derleyen kişi için olumlu sonuç vermese de tören dışı söylenen metinler kendi geleneksel özelliklerini korumaktadır. Burada uygulanan yöntemlerle bir sonuca ulaşılmış olsa da, metinler ne yazık ki edebi açıdan fazla zengin değildir. Asırlarca kendi zengin sözlü kültürünü nesilden nesile taşıyan Gagauzlar üzüntülerini, sevinçlerini de manzum ve mensur eserleri ile yansıtmışlardır. Ağıtlar, halkın arasında korunmuş olsalar da bilimsel açıdan incelenmemişlerdir. Bu makalede bu tür derleme sırasında çıkan problemler ve de çözüm yolları anlatılmaya çalışılmıştır.


 
back

Add comments:

Input code from image:


Added comments



no comments
back
Gagauzlar.md